Skip to main content
Öylesine…

Öylesine…

ÖYLESİNE… BIRAKIN YOLUN NEREYE VARACAĞINI; NERELERDEN GEÇİRECEK SİZİ, ONA BAKIN…
Her zamanki gibi yol, engebeliydi, ahşaptı, ıslaktı. Hem bir araya getirilmiş tahtalar söz konusu olunca, nasıl emin olunabilirdi ki çivilerin sağlamlığından ya da bir yerlerde ayağınıza batmayacağından… Bir de benim ayak tabanlarım çok huylanırdı pürüzlü yüzeylerde. Bundandı çakıllı yerlerden denize giremeyip, yüksek bir yer bulup, atlayarak girmeye çalışmam. Hiçbir zaman, cillop gibi olmadı yüzey benim için, hem de hiçbir güzergahda…
Önüme çıkan taşlar konusunda çok deneyim kazanmıştım ama… Artık, her yerimin yara bere içinde kalması pahasına, illa ki üzerlerinden atlamak konusunda diretmekten vazgeçip, yanlarından geçebilmeyi de öğrenmiştim…
Ama yine de en önemli noktayı kaçırmıştım; önemli olan yolun zorluğu, önünüze çıkacak taşlar ya da nereye varacağı değil, nerelerden geçtiğiymiş; sonuç değil, süreçmiş…
Asıl güzellik, kafamı çevirseymişim, yolun başından beri iki yanımda seyreden eşsiz mavilikmiş; kafamı kaldırsaymışım, engin gökyüzüymüş…
Son bir kaç taş kalmıştı, artık ufku da yolun sonunu da görebiliyordum ama bir de baktım ki, güneş batmak üzere…
Yanımdan akıp giden maviliklere, üstümde oynaşan bulutlara özürlerimle…

Related Posts

İyi Ki Doğdun Türkan (Saylan) Hoca’m!

İftar

İftar vaktimiz yaklaşırken, sizlerle Uganda'da gittiğimiz yetimhaneden kurban kesip dağıttığımızdaki fotoğrafı paylaşmak istedim. (Bu kan...

Ameliyat Ekibim

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.