Skip to main content
Küçük Prens

Küçük Prens

Kitap Kulübü’müz de başlasın o zaman. Geçen hafta hiç okumamış olanlar ve tekrar okumak isteyenler için ilk kitabımız olarak, “Küçük Prens” i konuşmaya karar vermiştik. Bende bıraktıklarını, sizlerden sonra yazmak istiyorum. Sizden iki ricam olacak. Diyorum ki;

1. Her hafta okuduğumuz o haftanın kitabını, ihtiyacı olan bir köy okuluna gönderelim. Bana ulaşan ve kitap da dahil çok fazla ihtiyacı olan çok sayıda değerli köy okulu öğretmenlerimiz var. Onların da sesini duyurmuş ve kim bilir ne şartlarda kurdukları kütüphanelerine katkı sağlamış oluruz. Birer de mektup koyalım içine, gideceği kim bilir hangi “uzaktaki köy” deki çocuklarımıza ışık tutan. Ben küçükken mektup arkadaşlarımız vardı. Tekrar neden olmasın ya da özellikle bu ay seçtiğim kitapları çocuklarımıza da okutursak, onların kendi yaşlarında uzaklarda mektuplaştıkları bir kardeşleri olmuş olur.

2. Film kulübü o kadar güzel yorumlarınızı aldı ki kendi adıma çok faydalandım. Ama şöyle bir çekincem var, film ve kitap kulübü değerlendirmelerimiz için her ne kadar en kolay yol olsa da sosyal medya bana çok kalıcı gelmiyor. Buraya yapacağınız aynı yorumu, kopyalayıp, bunun için websiteme eklediğim bloğa da yorum kısmına eklesek? Hem daha kalıcı olur hem de toplu olarak ulaşmak isteyenler için o ana kadar kitap ve film kulübünde konuştuklarımız daha ukaşılabilir ve derli toplu olur. Profilimdeki mavi linke tıklarsanız, o hafta okuduğumuz kitabın altına, yorumunuzu yazmanız yeterli. Uğraştırıcı olmasın diye e-mail ve kimlik bilgilerinin girilme zorunluluğunu da devre dışı bıraktırttım. Direkt yorumunuzu yazabiliyorsunuz ve onaya girmeden yayınlanıyor. Yine de yeni blog yazılarımızdan haberdar olmak isteyenler iletişim bilgilerini bırakabilirler.

Ne dersiniz?

Hadi başkayalım o zaman. Küçük dostumuz sizde ne bıraktı?

Related Posts

O ‘Ol’ Diyor ve Oluveriyor …

Melekler doğuyor, çiçekler açıyor... Hayat her zaman yeni bir oluşta... "O ol diyor ve o...

İft(ih)ar – 2

İftar vaktimiz yaklaşırken, öncelikle sizlere teşekkür ediyorum. Ramazan başında yaptığım Afrika'ya iftar ve kumanya bağışı...

Morgan Freeman

En sevdiğim aktör, muhteşem belgeseli, 'Through The Wormhole with Morgan Freeman' (Morgan Freeman ile Evrenin...

17 Comments

  1. Selin

    Merhaba Sevgili Banu Hanım,
    Bizlere yeniden okuduğumuz ya da okumadığımız kitapları yeniden/ilk kez okumaya yönlendirdiğiniz için çok teşekkürler. Ben de daha önce okumuştum “Küçük Prens”i. Ancak ne okuduğumu bilmeden. Halbuki bu kitap yaşamın gizini veriyormuş da haberimiz yokmuş. İşte ondandır ki ben anlayamamışım. İlk okuduğumda bu kitabı sanırım lise yıllarımdı, sonra da muhtemelen üniversite. Şimdi ise olgunluğa adım atan çalışan bir kadın olarak okudum bu kitabı. O kadar farklı duygular içerisinde okudum ki bütün sözcükler tanıdık, bildik geldi. Demem o ki asıl hayatı anlatıyor. Başına gelenleri ve gelecekleri. Bir bir o sözler mıh gibi aklımda “Ama gözler kördür, insan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir.” Evet, gözler görmez; birebir yaşar, acısıyla tatlısıyla. Öyle deneyimler, sonra hayatı anlar. Ben de şimdi hayatın ne anlam ifade ettiğini koca yürekli “Küçük Prens”. Bizler de -kendi adıma- küçük prensesim/leriz. Hepte öyle kalmaya devam edeceğim/edeceğiz. Saygılar,
    Küçük Prenses

  2. Nursima Kanburoğlu

    ”Hakikati en iyi kalp gözüyle görebilir insan.Gözler asıl görülmesi gerekeni görmez.”Ön yargılarimizdan kurtulup karşımızdaki insanı statüsüne,ırkına,cinsiyetine bakmaksızın sadece insan olduğu için sevmeliyiz,saygı duymalıyız.Hepimiz insanız,birbirimize ihtiyacımız var.Hiç mi bir başkasının derdinı dinleyip kendi derdimizi unuttuğumuz olmadı? ”Bir kelimenin yanına bir kelime gelince,bir sesin yanına bir ses gelince, bir insanın yanına bir insan gelince… Büyürler,büyürler,büyürler ölümden önce.”

  3. Anonim

    ‘Çölü güzelleştiren,bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır.’Okuduğum en masum, en güzel kitap bence de herkes okumalı kesinlikle bir şeyler bulunan ve resmen ruhumuza dokunan bir güzellik #küçükprens . Çok güzel bir düşünce Banu abla 🙂

  4. Öznur Buran

    1-“Sabahleyin kendi bakımımızı yaptıktan sonra,sıra gezegenin bakımına gelmiştir.”cümlesi hayatın tam içinden;sabah kalktıktan sonra işe gitmek gibi,somut anlamda da sabah kalkan teyzelerin evinin önünü süpürmesi canlandı aklımda:) 2-“Kendini yargılamak diğerlerini yargılamaktan daha zordur,kendini gerektiği gibi yargılayabiliyorsan adilsin demektir.”sanırım çok iyi bilmemize ragmen uygulamaya getiremediğimiz bir bilgi:( 3-“En temel şeyi gözler göremez.”aslında yaşayıp da farkında olmadığımız bir durum.Genel olarak da hedef endeksli yaşamımızı alt üst eden bir kitap ve su sınav için çalış,bu okulu kazan diyenlere inat,önemli olan harcadığın emek ve üzerinde yürüdüğün yol ile aranda kurduğun bağdır dedirtiyor.

  5. Hülya Tümenci

    “Büyükler hiçbir şeyi asla kendi başlarına anlayamıyorlar onlara her şeyi açıklayıp durmaksa, çocuklar için gerçekten çok yorucu. “Kendini beğenmiş kişiler, övgüden başka bir şeye kulak vermezler.” Kitap sadece çocuklara nasıl yetişkin olunurun dışında, yetişkinlere nasıl ‘iyi yetişkin’ olunuru anlatıyor. “Asla” çocuk kitabı olmayan çocuk kitabı. Durum inside out içinde geçerli çocuk filmi deyip izlememiştim sizin paylaşımınız ön yargılarımı kırdı. Kaldı ki öyle olsa bile; Öğrenmenin yaşı yoktur. “Öğreteninde”. Yaşadıkça öğreniriz öğrenmenin sonu yok. Her okuduğunda her izlediğinde farklı algı, farklı izlenim, duygu ve düşüncelere kapılırsın ya. Bakmak ve görmek, duymak ve anlamak, algılamak çok, çok farklı şeyler. Kim bilir belki de okurken ve izlerken ki psikolojimizle alakalı bir durum, algılarımızın açık oluşuyla doğru orantılıdır. Bu yüzden bu tür kitaplar baş ucu kitaplarımızdan olması gerekir. Her yaşta okumamız gereken bir kitap Küçük Prens. Her yaşta hayat tecrübesiyle algıladıklarımız, anladıklarımız, bizlerde bıraktığı farklı noktalar, izlenimler olacaktır. ‘Ama paylaşmakta önemli.’ Söyleyecek çok şey var aslında … Dünya çapında milyonlar satan, okumaya değer bir kitap Teşekkürler, sevgiler. Sayın ÇİFTÇİ

  6. Selen Seyhan

    “Büyükler gerçekten çok, çok tuhaf oluyor.” Çok basit şeyleri bile içinden çıkılmaz hale getiriyoruz. İmalı sözler, ego çatışmaları, tamamen çıkar üzerine kurulu diyaloglar… Ama çocuklar öyle mi? Her şeyi net ve olduğu gibi anlatıyorlar, yalansız… Gördüğümüz Dünya’dan biraz daha farklı şeyler anlattıklarında “çocuk işte, uyduruyor” deriz. Ama hayır, asıl gerçekleri o söylüyor, kendi gerçeğini anlatıyor. Don Kişot’un atının üstünde elinde kılıcı ile ejderha ile savaşmasının da tamamen gerçek olması gibi… Onu karıştırmayın kendi yalanlarınızla, ikiyüzlü dünyalarınızla…

  7. s.nur

    Kitapta en eğlendiğim bölümlerden biri yazarın fil yutmuş boğa yılanını çizip göstermesiydi. Ve kitapta aklımda kalan cümle de “şu büyükler çok tuhaf” oldu. Kitabı okurken kendi kendime “hakkaten ne tuhafız. ben de olsam o resim şapka resmi derdim yav” dedim. Her sorduğu sorunun cevabını alana kadar ısrar etmesi ne kadar çocuk olduğunu gösteriyordu. Çocuk kitabı gibi görünse de aslında yetişkinler için çok ders barındıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Küçük prensin gezegenlere yaptığı ziyaretlerde hep farklı bir yetişkin özelliği ile karşılaştım. Kibirli, sarhoş, çok meşgul gibi. İnceden çok güzel dokundurmaları vardı. Uzun süredir okumaya yeltensem de ilk defa sizin sayenizde bir gecede başlayıp bitirdim kitabı. Ama zannediyorum birkaç defa daha okumam lazım kitabı iyice sindirmek için. Uzun bir aradan sonra bana kitap okuttuğunuz için de teşekkür ederim.

  8. Nisa Aktaş

    Her elime alışımda, tek solukta okuyup bitirdiğim kitap…
    1- Okurların pek ilgisini çekmemiş zannediyorum ama, kitapta, Bir Türk gökbilimci gezegeni astronot kıyafetleriyle tanıttığında kimse umursamıyor. Fakat “bir Türk diktatörü” ölüm döşeğindeyken halkının Avrupa tarzında giyinmesini isteyince, gökbilimci şık bir kıyafetle keşfini sergiliyor ve halka kabul ettiriyor. Dış görüntünün, giyim kuşamın altı çizilmiş, üstünde durulmuş ya da vurgu yapılmış; artık ne dersek diyelim…
    2- Bir de şu meşhur baobaplar

    Söylenmeden geçilmez

    Onların zehirli ve istilacı oluşlarını, bu aralar çok rastladığımız “baobap insan tipi”ne benzettim, maalesef.
    3- Küçük Prenste, kendimi bulduğum özellik, tabii ki sorduğu sorunun cevabını alana dek sorması idi

    İyi midir kötü müdür bilemem ama hakikaten merak ettiğim ve bana yarar sağlayacak soruların cevaplarını almak isterim hep. Bir şekilde sormaya çalışırım. Takdir ettim Can’ım Prensimi, o da benden
    4- Klasik Küçük Prens alıntılarındansa, benim bu sefer dikkatimi çeken farklı kalıp ve cümleler oldu.

    ”Çocukların yetişkinlere karşı daima anlayışlı olmaları gerekir.”

    ”Kralların dünyayı çok basit bir gözle algıladıklarını bilmiyordu. Krallara göre, bütün insanlar emirleri altında bulunan kimselerdir.”

    Ve, “semtlerden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen yetişkinler” kalıbı hoşuma gitmişti.
    Bende bıraktıkları bunlardı… Bir çocuk kitabından daha fazlası olduğunu binlerce insana duyurduğun için ayrıca teşekkür ederim!

    İleriki haftaları sabırsızlıkla bekliyorum, Martı’yı bitirdim bile, yaşasın umut dolu başucu kitapları

  9. Diyarbakir'dan Nefertari ÇELEBİ

    Merhaba Banu abla! Ben Nefertari. Küçük prensi gercekten büyük bir zevkle okudum.ben normalde kolay kolay kitap beğenmeyen biriyim ama , bu kitabın icinde resmen kayboldum. Yani çoook sevdim. Sizi ne kadar büyük bir ilgiyle takip ediyorsam kitapları da o kadar zevkle okuyorum. SİZİ ÇOK SEVİYORUM

  10. Monte Paşa

    Ahmet Kaya ‘in Kendine iyi Bak şarkısının bende bıraktığı izi bıraktı. Çünkü Küçük Prens ile çiçeğinin diyalogları bir zamanlar sevdiğim bencil kendini beğenmiş birisini hatırlattı. Ve Küçük Prens, çiçeğin bu özeliklerini bilse de bundan dolayı kendisine kızsa da hep o çiçeği düşünüşü…
    Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi bu?”
    Umarım koyun çiçeği yutmuştur.

  11. Anonim

    Gercekten de çok güzel bir kitap.2 günde bitirdim. Ben normalde kolay kolay kitap beğenmeyen bir insanım, ama buna tek kelimeyle BAYILDIM. Martı’da buluşmak üzere sevgiyle kalın

  12. Begüm Adıyaman

    Birgün eğer bir çocuğum olursa ona vereceğim ilk armağan… Tertemiz bir kitap. Bizlere geniş açılarla bakmamızı sağlıyor. Küçük Prens bir ‘inci’, ‘deniz kabuğunda’ sonsuza dek korunacak olan mucize.

  13. Anonim

    Gerçek duygularını saklamak daha önemli şeylere bedel olabilir Başkalarının hayranlığını kazanmak için yaşıyorsan kendin ASLA yaşayamazsın VE sadece kendin için yaşıyorsan , kimse seni sevmez altını çizdim @dr.banuciftci ve tekrarda teşekkür ederim Banu abla 2. Kez okuyup 2.kez izlemek kendimi çek ediyorum

  14. GozdeGS

    Gerçek duygularını saklamak daha önemli şeylere bedel olabilir Başkalarının hayranlığını kazanmak için yaşıyorsan kendin ASLA yaşayamazsın VE sadece kendin için yaşıyorsan , kimse seni sevmez altını çizdim @dr.banuciftci ve tekrarda teşekkür ederim Banu abla 2. Kez okuyup 2.kez izlemek kendimi çek ediyorum

  15. Anonim

    Bu kitabı eline alan bir kere bırakamıyor ve sanki sihirli bir değnekmiş gibi okuyan kaç yaşında olursa olsun çocukluğuna döndürüyor. Mesela babam 58 yaşında. Ne okuğumu merak edip şöyle bi bakarken okumaya daldı. Nasıl diye sorduğumda bu büyükler de ne garip dedi 🙂 Çocukluğuna dönmüştü bile 😀 Bunun haricinde öyle güzel ifadeler var ki üzerinde durup düşünülmesi gereken. Benim fark ettiğim de büyürken şekillenmemiz kendimizi geliştirmek gerekirken maalesef çevre (büyükler) törpülüyor. Bunun en güzel örneği bize küçük prensi anlatan kişinin resme olan ilgisinin küçük yaşta kaybettirilmesi. Büyürken zenginleşmek yerine fakirleşiyoruz galiba bunu da işinde gücünde sıradan bir insan olmakla tanımlıyoruz gibi geldi. Uzatmadan beni en en en etkileyen kısmını paylaşmak istiyorum. Evcilleştirmek kavramı beni çok etkiledi. Gül herhangi bir gülken küçük prens ona verdiği su ile birlikte farklı bir gül oluyor çünkü o onun gülü oluyor. Arkadaşlarımı, ilişkilerimi düşündüm dünyada milyarlarca insanlar arasında sadece bir insan ben de öyle. Fakat eğer biribirmizle sohbet edip paylaşım yaptıysak artık o kişi milyarlarca insan arasından bir insan olmaktan çıkıyor. O bizim gönül bağı kurduğumuz bir ilişkinin bireyi oluyor. Gönül bağı kurduğumuz kişilerden sorumluyuz. Aslında bu bir insan olmayabilir büyüttüğümüz bir çiçek bir hayvan belki bir eşya… Tilkinin dediği gibi “Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden”

  16. Anonim

    Banu abla ne kadar güzel bir şey oldu bu kitap kulübü 🙂 Benim favorim ise ‘insanlarla birlikeyken de yalnız kalınır’ oldu. Çok doğru bir söz. Hepimiz yalnızız; doğarken, ölürken, geceleri yatağımızda ağlarken belki de arkadaşlarımızla gülerken… Yanımızda ne kadar çok insan olduğu ne kadar yalnız olmadığımızı açıklamıyor. Aksine ne kadar kalabalıksa çevremiz yalnızlaşmaya o kadar yaklaşıyoruz bence. Çünkü bana kalırsa artan kişi sayısı ortak düşüncelere ihtilaf çıkarır, kendimizi o toplulukta rahat hissetmememize neden olur 🙁 Sonuçta yalnızlaşırız tabi kitaptaki sözün açıklaması bu olmayabilir …

  17. Anonim

    Merhaba,
    Öncelikle bize bu fırsatı tanıdığınız için teşekkürler… Sayenizde okuduğumuz kitapları tekrar okuma fırsatı buluyoruz. Daha önce okumuş da olsam Küçük Prens’i, bu kez çok farklı şeyler fark ettim. Mesela “Çölü güzelleştiren bir yerlerde kuyu saklıyor olmasıdır.” sözünün ne kadar doğru olduğuyla ilgili uzun zaman düşündüm. İnsanlar için de öyle bence onları güzel yapan, sevmemizi sağlayacak şey ne güzellikler sakladıklarını ilk bakışta göremeyişimiz. Kimseyi ilk görüşte yargılamalı ve hiçbirini yeterince tanımadan, kişilikleri hakkında fikir sahibi olmadan silmemeliyiz. Hayat yolculuğumuz uzun ve zaten yeterince yalnızlaştırıyor bizleri günümüz dünyası. Ayrıca herkesi çabucak tanıyabilseydik birini zamanla tanımanın verdiği zevk ve yeterince tanıyamamanın getirdiği merak duygusundan mahrum kalırdık. Konudan çok mu uzaklaştım 🙁
    Kendinize iyi bakın 🙂

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.